…………………………
Çocuklar…
Gençler…
Bir anda kurumuş bir dal gibi döküyorlar yapraklarını.
Ne kadar “Benim çocuğum öyle değil.” diye düşünse de anneler ve babalar, umutları bir anda yıkılabiliyor.
Kimi aile içinde yaşadıklarından, kimi okuldan, kimi de arkadaş çevresinde gördüklerinden etkileniyor. O masum, saf bedenlerini ve çıplak zihinlerini kötülükler sarıyor. Üstüne bir de ergenlik denilen o fırtınalı dönem eklenince, düşüncelerini hoyratça savuruyorlar etrafa…
Ve çoğu zaman kimse fark etmiyor içlerindeki sessiz çığlığı. Bir gülüşün ardına saklanan kırgınlığı, bir suskunluğun içine gömülen çaresizliği kimse duymuyor. Oysa en büyük çöküşler, en çok kalabalıkların içinde sessizce yaşanıyor.
Bir çocuğun gözünden süzülen yaş, sadece o anın değil; belki de uzun zamandır biriken yalnızlığın damlasıdır. Ve bazen bir omuza yaslanmak, bir “anlıyorum” cümlesi, bütün bir hayatın yönünü değiştirebiliyor…
Bazen de ne kadar emek verilse de, fark edilmeden üzerlerine sıçrayan yanlış çevreler ve olumsuzluklar hayatlarının bir köşesine yerleşebiliyor.
Kimse beklemiyor onlardan en ufak bir olumsuzluk.
Ne acı bir andır o…
İnsanın tam kalbinin ortasına saplanan ve soluğunu kesen o cümle: “Nasıl benim çocuğum yapmış?”
Oysa hiçbir ebeveyn, o tertemiz bildiği bedene ve ruha böyle bir yükü yakıştıramaz. İçinde büyüttüğü hayal, bir anda yerle bir olur.
Madde, hırsızlık, kavga…
Gerçekten ne oluyor çocuklarımıza?
Bir şeyler yıllardır ters gidiyor.
Bazen aile, bazen okul, bazen arkadaş çevresi, bazen de kontrolsüz teknolojik imkânlar suçlanıyor.
Ama asıl soru hâlâ havada asılı duruyor:
Bu çocuklar neden bu kadar yalnız kaldı?
Belki de en çok sormamız gereken şey şu:
Onları kaybetmeden önce gerçekten dinleyebiliyor muyuz, gerekenleri yapabiliyor muyuz?
Hayır, yapmıyoruz.
Çünkü gerçeklerle yüzleşmek yerine çoğu zaman kaçmayı, her günü geçiştirerek yaşamayı seçiyoruz.
Kimi insanlar “Falancanın çocuğu şöyle…” diyerek çocukları kıyaslıyor, kimi de her isteğini yaparak sınır koymayı unutuyor.
Bazıları da çocukların kendi sosyal kimliğini oluşturmasının önüne sürekli set çekerek engeller koyuyor.
Sonra da sessizce değişen, içine kapanan ve yanlış yollara sürüklenen çocuklara şaşırıyoruz.
Geçmişin güzel hatıralarına sığınıp bugünleri sadece eski günlerle kıyaslayarak zamanı tüketmek yerine, artık çocuklarımızın ve gençlerimizin yalnızlaşmadan, kaybolmadan, topluma faydalı bireyler olarak yetişebilmesi için samimi, vicdanlı ve kalıcı adımlar atılması gerekiyor. Çünkü kaybedilen her genç, aslında hepimizin geleceğinden eksilen bir parçadır.
YAZAR AHMET EMRAH ERCAN