Genel

SARSILMADAN ÖNCE…

……………………………

SARSILMADAN ÖNCE…

Yıllardır bu toprakların gündeminden hiç düşmeyen bir gerçek vardır: DEPREM…
Uzmanların farklı görüşler sunarak anlattığı ama aynı noktada birleştiği bir gerçek bu; Ülkemiz bir deprem kuşağında yer alıyor. Haber bültenlerinde sıkça izlediğimiz bilim insanları, yer kabuğunu oluşturan tektonik plakaların hareketiyle biriken enerjinin, kayaların direncini aşarak ani kırılmalarla açığa çıktığını anlatıyorlar.
⁷Her defasında da aynı uyarıyı yineliyorlar: Hazırlıklı olmalıyız.
Bu uyarı, teorik bir bilgi ya da uzak bir ihtimal değildir. Ülkemizin jeolojik yapısı, neredeyse her bölgenin deprem riski taşıdığını açıkça gösteriyor. Yakın geçmişe bakmak bile bu gerçeği anlamak için yeterlidir. 1999’da Gölcük ve Düzce’de yaşanan yıkım, 2011’de Van’da hissedilen acı, 2020’de Elazığ ve İzmir’de yaşanan sarsıntılar…
Hepsi hafızalarımıza kazınmıştır. Her biri, unutmamamız gereken birer ders niteliğindedir.

Ancak 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, bu acı tecrübelerin en büyüğü olarak tarihe geçti.
6 Şubat sabahı saat 04.17’de Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğündeki depremle uyanan Ülkemiz, henüz ne olduğunu anlamaya çalışırken dokuz saat sonra Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde ikinci bir sarsıntıyla yeniden sarsıldı. Hatay’dan Adıyaman’a, Gaziantep’ten Malatya’ya, Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya kadar geniş bir coğrafya bu felaketten etkilendi. On binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlercesi yaralandı, milyonlarca insan doğrudan ya da dolaylı olarak bu yıkımın izlerini taşıdı.

O günler hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Enkaz başlarında bekleyen insanlar, umutla sürdürülen arama kurtarma çalışmaları ve bir yandan da dayanışmanın en güçlü örnekleri…
Devletin tüm kurumları ve toplumun her kesimi, depremzede vatandaşların yaralarını sarmak için seferber olmuştu.

Asıl soru şu: Bu büyük acılardan yeterince ders çıkarabiliyor muyuz?
Deprem gerçeğini yalnızca felaket anlarında hatırlayıp sonra unutan bir toplum olmayı sürdürürsek, benzer acıları yeniden yaşamamız kaçınılmaz olur. Oysa yapılması gereken, bu gerçeği hayatın bir parçası olarak kabul etmek ve buna göre yaşamak. Sağlam yapılaşma, bilinçli şehirleşme ve bireysel farkındalık…
İşte asıl hazırlık tam da burada başlıyor.

Bir gün sarsıldığımız zaman değil, bugünden sormamız gerekmiyor mu: Bu şehir gerçekten hazırlıklı mıdır?

İlimiz, başta deprem olmak üzere olası büyük afetlere karşı ne kadar hazırlıklı?

Riskler sadece konuşuluyor mu, yoksa somut adımlar atılmış mı?

Deprem açısından hangi ilçelerimizin daha riskli olduğu bilimsel olarak net biçimde belirlendi mi? Bu bilgiler kamuoyuyla yeterince paylaşılıyor mu?

Peki ya binalarımız… Mevcut yapıların ne kadarı denetlenmiş?
Riskli olduğu tespit edilen yapılar için gerçekten etkili bir dönüşüm süreci yürütülüyor mu?

Vatandaşların kolayca ulaşabileceği, açıkça belirlenmiş toplanma alanları var mı? Bu alanları kaç vatandaş biliyor?

Deprem ve diğer afet senaryolarına yönelik tatbikatlar yapılıyor mu, yoksa sadece kâğıt üzerinde mi kalıyor?
“Deprem anında ne yapılmalı?” sorusunun cevabını gerçekten kaç vatandaşımız biliyor?

Olabilecek büyük bir afet anında kullanılacak ekipman ve araçlar yeterli mi? Hazır mı, yoksa ihtiyaç olması durumunda mı hatırlanacak?

Kriz anında ulaşım…
Yollarımız acil durumlar için planlandı mı?
Alternatif güzergâhlar oluşturuldu mu?

Çadır, battaniye, gıda gibi temel ihtiyaç malzemeleri önceden depolara konularak ayrıldı mı,
Yoksa afet sonrası mı temin edilmeye çalışılacak?

Elektrik, su ve doğalgaz gibi önem arz eden hatlarda acil kesme işlemleri için sistemler kuruldu mu?
Olası bir felakette ikinci bir krizin önüne geçilebilecek mi?

Ve en kritik soru:
Afet anında iletişim kesilirse ne olacak? Alternatif iletişim sistemleri hazır mı?

Belki de asıl mesele şudur: Biz bu soruları sormakta geç mi kalıyoruz, yoksa halen cevap verecek zamanımız var mı?

Sonuç olarak, deprem kaçınılmaz bir doğa olayıdır. Ancak alınacak önlemler, sürdürülebilir çalışmalar ve bilinçli bir yönetim anlayışıyla felakete dönüşmesi büyük ölçüde engellenebilir. Çünkü mesele yalnızca binalar değil, insanların canlarıdır. Bu nedenle,
“Günü Kurtarmaya Yönelik Söylemlerle” vakit kaybetmek yerine, “Sorumluluk Bilinci Yüksek, İnsani Duyarlılığı Gelişmiş ve Alanında Yetkin Kişilere Görev Verilmesi” hayati önem taşır. Ancak bu şekilde, olası riskler önceden azaltılabilir ve yaşanabilecek acıların en aza indirilmesi mümkün olur.

“Deprem değil, ihmal öldürür.” Vebali de çok ağır olur” …
Yazar Ahmet Emrah ERCAN

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL