…………………………………………………………………………………………………
Toplum denilince, birlikte yaşayan insanların ortak kültür, değer ve anlam dünyası etrafında oluşturduğu bir yapı akla gelir. Her ne kadar birliktelik “aynılaşma” gibi algılansa da, gerçekte toplumları güçlü kılan şey tek tip düşünce değil, farklılıkların bir arada var olabilmesidir. Çünkü bireylerin farklı düşüncelere sahip olması, sadece bir çeşitlilik değil; aynı zamanda ilerlemenin, değişimin ve gelişimin temel dinamiğidir.
Farklılıklar bir toplum için zenginlik mi, yoksa ayrışmanın en keskin nedeni mi?
Burada kritik bir eşik vardır:
Bu sorunun cevabı, aslında o toplumu oluşturan bireylerin bakış açısında gizlidir. Eğer farklı düşünceler bir tehdit olarak algılanırsa, kaçınılmaz olarak kutuplaşma derinleşir; insanlar birbirine mesafe koyar, ortak zemin giderek daralır. Oysa hoşgörü ve karşılıklı saygı güçlendikçe, farklılıklar çatışma unsuru olmaktan çıkar, ortak aklın en kıymetli yapı taşına dönüşür.
Bugün ilimizde karşı karşıya olduğumuz en önemli sınavlardan biri de tam olarak budur. Aynı şehirde, aynı sokakları paylaşan insanlar; sahip oldukları imkânlar, sosyal çevreler ve kimlikler nedeniyle çoğu zaman birbirini anlamaktan uzaktırlar. Maalesef mesleki statü, aşiret bağları, siyasi görüşler ya da maddi durum gibi unsurlar olması gerektiği gibi geliştirici bir çeşitlilik değil; adeta birer güç gösterisi aracına dönüşmüştür. Bu durum toplum dediğimiz yapıyı doğrudan ya da dolaylı bir baskı altında bırakmakta, insanlar arasındaki doğal bağı zayıflatmaktadır. Oysa asıl güç, “Farklılıkları yarıştırmakta değil; onları bir arada, uyum içinde yaşatabilmektir”.
İlimizde giderek belirginleşen “Günü Kurtarma” anlayışı, ne yazık ki “Uzun Vadeli Düşünme Kültürü”nün geri plana itilmesine yol açmıştır. Anlık çözümlerle sorunların üstünü örtmeye çalışmak, ilk bakışta pratik bir yol gibi görünse de, aslında kalıcı problemlerin birikmesine zemin hazırlamıştır.
Buna bir de “Bireysel Çıkarların Kamu Yararının Önüne Geçmesi” de eklenince, toplumdaki güven duygusunun zedelenmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Bir şehrin gerçek gücü, ortak akıl etrafında buluşabilen insanlarının varlığıyla ölçülür. Kısa vadeli hesaplar yerine uzun vadeli planların, kişisel menfaatler yerine toplumsal faydanın esas alınması; sadece bugünü değil, yarını da inşa etmenin en temel şartıdır. Aksi halde her adım, bir sonrakini daha da zorlaştıran bir kısır döngüye dönüştürür.
Toplumun farklı kesimlerinde hissedilen güvensizlik ortamı ve bugün zerresi bile olmayan şeffaflık ancak samimiyetle inşa edilebilir.
Unutulmamalıdır ki güçlü toplumlar, benzer düşünen insanların değil; farklı düşünebilen ama birlikte yaşayabilen insanların eseridir.
Hoşça kalın..
Yazar Ahmet Emrah ERCAN