Genel

KAN ÜZERİNE KURULAN GÜÇ: DEĞİŞMEYEN SENARYO

Savaşlar, inancımıza göre insanlık tarihinin en eski olaylarından biri olarak, iki kardeş olan Kabil’in, kardeşi Habil’i kıskanarak onu öldürmesiyle başlamış; o günden bugüne kadar artarak devam etmiştir. Tarih boyunca savaşların..

KAN ÜZERİNE KURULAN GÜÇ: DEĞİŞMEYEN SENARYO

Savaşlar, inancımıza göre insanlık tarihinin en eski olaylarından biri olarak, iki kardeş olan Kabil’in, kardeşi Habil’i kıskanarak onu öldürmesiyle başlamış; o günden bugüne kadar artarak devam etmiştir. Tarih boyunca savaşların sebepleri değişiklik gösterse de özünde büyük ölçüde aynı kalmıştır. Toprakları elde etme isteği, ekonomik çıkar arayışları, sömürgecilik faaliyetleri, ticaret yollarını kontrol etme çabaları, siyasi gücün sağladığı avantajlar ile ideolojik ve dini gerekçeler savaşların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bütün bu unsurlar, insanın hırsları uğruna ne kadar ileri gidebileceğinin açık bir göstergesidir. Güç elde etme arzusu çoğu zaman vicdanın ve aklın önüne geçmekte; bu da yıkım, acı ve gözyaşıyla sonuçlanan çatışmaları kaçınılmaz hale getirmektedir.

21. yüzyıla gelindiğinde, savaşlara gerekçe üretebilen küresel aktörler arasında ABD ve İsrail dikkat çekmektedir. Bu iki devletin zaman zaman askeri müdahalelere başvurmasının arkasında uzun vadeli ideolojik hedefler, küresel güç dengeleri ve stratejik çıkarlar bulunmaktadır. Tarihe bakıldığında, 17. yüzyılda İngiltere’ye bağlı bir koloni olan ABD’nin, ağır vergiler ve baskılar sonucu bağımsızlığını kazanarak özgürlük ve kendi kaderini tayin etme mücadelesi verdiği görülür. Ancak günümüzde ABD bu tarihsel acı deneyimine rağmen özellikle Orta Doğu başta olmak üzere farklı coğrafyalarda benzer baskı ve müdahaleci politikaları kendisi uygulamaktadır. Ayrıca enerji kaynakları, jeopolitik konumlar, ekonomik çıkarlar ve uluslararası güç rekabeti gibi birçok faktör, ABD’nin savaşlar çıkarmasında etkili olmaktadır.

Yine o yüzyılda ABD’nin Amerika kıtasının gerçek sahipleri olan Kızılderililere uyguladığı sistematik soykırımlar, yapılan katliamlar, toprak gaspları ve asimilasyon politikaları insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmıştır. Sadece fiziki yok etme değil, kısırlaştırma gibi insanlık dışı yöntemlerle bir halk (Kızılderililer) bilinçli şekilde yok edilmiştir. Bu zulüm ABD’nin geçmişinde bir utanç olarak kalmasına rağmen; aynı zihniyet bugün de farklı coğrafyalarda benzer uygulamalar ile devam etmektedir. Panama, Irak, Afganistan, Suriye işgalleri, Libyadaki rejim değişikliğine neden olan olaylar, Venezuela bulunan petrol rezervlerinden dolayı devlet başkanın kaçırılması ve İrana türlü bahaneler ile saldırması ABD’nin güç ve çıkar politikalarının aslında hiç değişmediğinin açıkça göstermektedir.

Filistin halkı, siyonist İsrail ve onun en büyük destekçisi olan ABD’nin politikaları nedeniyle uzun yıllardır ağır bedeller ödemektedir. Savaş hukukunda dahi açıkça suç sayılan yöntemlerin; çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapılmaksızın masum siviller üzerinde uygulanması, vicdanları derinden yaralamaktadır. Buna rağmen uluslararası düzeyde etkili ve caydırıcı bir müdahalenin ortaya konulamaması, küresel sistemin adalet üretme kapasitesini ciddi biçimde sorgulatmaktadır. Benzer şekilde, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve hâlen devam eden gerilim ve çatışma ortamı, bu iki devletin kendi çıkarları doğrultusunda uluslararası hukuku ikinci plana itebildiğini göstermektedir. Bu durum, güç dengelerine dayalı bir dünya düzeninde, hukukun çoğu zaman güçlü olanın yorumuna göre şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır. ABD ve İsrail’de hükümetler ve liderler değişse bile, dış politikada izlenen temel yaklaşımın büyük ölçüde süreklilik göstermesi dikkat çekicidir. Bu süreklilik, yalnızca bölge halkları üzerinde değil, küresel barış ve istikrar üzerinde de uzun vadeli olumsuz etkiler doğurmaktadır.

Aslında gerçek şudur:
Uluslararası düzeyde toplumlar ABD ve İsrail’in politikalarından dolayı etkisiz hale gelmiştir. Devletlerin çoğunun kendilerinin çıkarları için suskun kalması ve somut adımlar atmaması bugün Filistin ve İran da mevcut tablonun sürmesine neden olmaktadır. Dünyada düzenin olabilmesi için yalnızca eleştiri değil, tutarlı, ilkeli ve evrensel hukuk normlarına dayalı ortak bir iradenin biraraya gelerek ABD ile İsrail’in zulümlerine karşı sert ve kararlı adımlar atabilecek “Güçler Birliği’ni oluşturması gerekmektedir.
Dünya’nın sadist ruhlu pisliklerden arınması ve ABD ile İsrail’in kahrolması dileğiyle. …
Hoşça kalın…
Yazar Ahmet Emrah ERCAN
İnstgram yazarahmetemrahercan
Twitter yazarahmetemrahercan
Facebook Ahmet Emrah Ercan

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL