Bir zamanlar öğretmenlik, toplumun en saygın ve en kutsal mesleklerinden biri olarak kabul edilirdi. Anne ve babadan sonra hayatımıza yön veren, bize sadece bilgi değil aynı zamanda karakter kazandıran kişilerdi..
Bir zamanlar öğretmenlik, toplumun en saygın ve en kutsal mesleklerinden biri olarak kabul edilirdi. Anne ve babadan sonra hayatımıza yön veren, bize sadece bilgi değil aynı zamanda karakter kazandıran kişilerdi öğretmenler. Onlara karşı bırakın fiziksel müdahaleyi, en küçük bir saygısızlık dahi düşünülemezdi.
Bugün ise tablo giderek değişiyor. Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar görmediğimiz davranışları artık sosyal medyada sıkça izliyoruz. Öğretmene karşı saygının yerini umursamazlık, disiplinin yerini ise başıboşluk almaya başlamış durumda. Aslında bu görüntüler bir anda ortaya çıkmadı; yaşananların adeta habercisiydi.
Peki ne değişti? Aile yapısı mı, eğitim sistemi mi, yoksa toplumsal değerlerimiz mi?
Gerçekçi olmak gerekirse, bu sorunun tek bir cevabı yok. Çocuklara sınır koymaktan çekinen, otoriteyi tamamen baskı olarak gören bir anlayış giderek yaygınlaştı. Bu durum, öğretmenin sınıftaki etkisini zayıflatırken, öğrencinin sorumluluk bilincini de törpüledi. Oysa eğitim yalnızca akademik bilgi aktarımı değildir; aynı zamanda saygı, ahlak ve toplumsal değerlerin kazandırıldığı bir süreçtir.
Çocuklara Ne Oluyor?
Son yıllarda çocuk suç oranlarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Bu artışın arkasında birden fazla etken bulunuyor. Sosyal medyada denetim eksikliği, şiddeti özendiren dizi ve içerikler, gündüz kuşağı programlarında normalleştirilen sorunlu yaşam tarzları, çocukların arkadaş çevresinde dışlanma korkusu, +18 içeriklere kolay erişim ve zararlı maddelere ulaşımın giderek kolaylaşması bu etkenlerden bazılarıdır.
Buna ek olarak, popüler kültürün etkisiyle ortaya çıkan ve gençler üzerinde rol model etkisi oluşturan bazı sanatçı ve içerik üreticilerinin söylemleri de dikkate alınması gereken bir başka boyuttur. Ancak tüm suçu yalnızca bu unsurlara yüklemek de meseleyi basite indirgemek olur. Aile içi iletişimsizlik, ilgisizlik, aşırı serbest ya da aşırı baskıcı tutumlar ve çocuklarda oluşan doyumsuzluk hissi de bu tablonun önemli parçalarıdır.
Kamusal Alanlarda Artan Gerilim…
İlimizde özellikle dolmuş durakları, parklar ve AVM gibi kamusal alanlarda öğrencilerin kalabalık gruplar hâlinde toplanarak küfürlü ve gergin tartışmalar çıkarması, toplumda ciddi bir rahatsızlık oluşturmaktadır. Bu durum yalnızca çevredeki vatandaşların huzurunu bozmakla kalmamakta; aynı zamanda gençler arasında şiddete dönüşebilecek olayların da zeminini hazırlamaktadır. Daha da dikkat çekici olan ise yapılan uyarıların çoğu zaman dikkate alınmaması, hatta bu uyarıların yeni tartışmaları tetiklemesidir. Bu noktada sadece gençleri suçlamak kolaycılıktır. Çünkü bu davranışların arkasında; aileden eğitime, medyadan sosyal çevreye kadar uzanan geniş bir etki alanı bulunmaktadır. Ancak bu gerçek, kamusal alanların kontrolsüz bir şekilde gerginlik mekânlarına dönüşmesini meşrulaştırmaz. Aksine, bu durumun ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösterir. Yerel yönetimlerin, eğitim kurumlarının ve ailelerin ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Gençlerin enerjisini doğru yönlendirecek sosyal, kültürel ve sportif alanların artırılması; değerler eğitiminin daha etkili hâle getirilmesi ve ailelerin çocuklarıyla daha sağlıklı iletişim kurması bu sürecin temel adımlarıdır. Aksi takdirde bugün “rahatsızlık” olarak gördüğümüz bu tablo, yarın daha büyük toplumsal ve güvenlik sorunlarına dönüşebilir.
Urfa’da başlayan bu sessiz çözülüşün, Maraş’ta yaşanan benzer örneklerde olduğu gibi daha ciddi sonuçlar doğurmaması için, sorunu görmezden gelmek yerine cesurca yüzleşmek gerekir. Çünkü mesele yalnızca gençlik meselesi değil; doğrudan toplumun geleceğidir.
Topluma yararlı nesillerin yetiştirilmesi dileğiyle…
Hoşça kalın
300